MENÜ
Anasayfa Güncel Yerel Eğitim Spor Ekonomi Sağlık
Firma Rehberi Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Foto Galeri Videolar Yazarlar
KÜNYE İLETİŞİM
SON DAKİKA
Anasayfa Köşe Yazarları Bahattin Karakılçık

Bahattin Karakılçık

Köşe Yazarı
20 Nisan 2026, 19:47 5 okunma

Ekranların Aydınlığında Kaybolan Sohbetler

Ekranların Aydınlığında Kaybolan Sohbetler

Geçen akşam bir kafede otururken etrafıma göz gezdirdim. Yan masada dört kişilik bir genç grubu vardı. Önlerindeki kahveler dumanı üstünde tütüyor, mekanda hafif bir müzik çalıyor... Ancak masada tam bir sessizlik hakim. Dört arkadaşın da başı öne eğik, parmakları hummalı bir şekilde telefon ekranlarında geziniyor. Arada bir biri telefonunu diğerine gösterip kısa bir kahkaha atıyor, sonra yine o derin, dijital sessizliğe gömülüyorlar.

Bağlantıda mıyız, yoksa bağımlı mı?

İnternet ve sosyal medya bize "dünyayı parmaklarımızın ucuna getirme" sözü vermişti. Teoride her zamankinden daha fazla "bağlantıdayız". Binlerce takipçimiz, yüzlerce beğeni alan fotoğraflarımız, anlık mesaj gruplarımız var. Ancak garip bir tezatla, insanlık tarihinin en "yalnız" dönemini yaşıyoruz.

Gerçek bir göz temasının, ses tonundaki o ufak titremenin veya paylaşılan sessizliğin yerini emojiler ve kısa mesajlar aldı. Birinin yüzüne bakarak anlatacağımız bir hikayeyi, artık hikaye (story) olarak paylaşıp kaç kişinin izlediğini sayıyoruz. Onaylanma ihtiyacımızı, dostlarımızın samimi desteğinden değil, ekranımızda beliren kırmızı bildirim balonlarından karşılıyoruz.

Dijital Obezite ve Ruhsal Açlık

Bilgiye erişimimiz hızlandıkça, derinliğimizi kaybediyoruz. Tıpkı fast-food gibi; hızlı tüketiyoruz ama beslenemiyoruz. Sosyal medya platformları bizi sürekli bir "başkalarının hayatıyla kıyaslama" sarmalına sokuyor. Herkesin en mutlu, en şık, en gezgin hallerini gördüğümüz o dijital vitrinler, kendi sıradan ama kıymetli gerçekliğimize yabancılaşmamıza neden oluyor.

Unutmamak gerekir ki: Bir ekranın ışığı, dost meclisindeki bir kahkahanın sıcaklığını asla veremez.

Çözüm mü? Biraz "Çevrimdışı" Olmak

Teknolojiyi çöpe atalım demiyorum; bu devirde bu imkansız ve mantıksız. Ancak kontrolü yeniden ele almalıyız. Masada telefonların ekranları yere bakmalı, bildirimlerin sesi değil, karşımızdakinin cümlesi önemsenmeli.

Gerçek hayat, o küçük cam ekranların içinde değil; pencerenin dışındaki rüzgarda, yanımızdaki insanın bakışında ve henüz filtre eklenmemiş o doğal anlarda saklı. Bugün bir iyilik yapın kendinize; telefonunuzu cebinize koyun ve sadece "orada" olun.

Çünkü hayat, biz ekran kaydırırken kaçırdığımız o saniyelerin toplamıdır.